Neleri Öğrenmek İstiyorlar? / Önsöz
Length: • 1 min
Annotated by Furkan
ÖNSÖZ
Zaman zaman, öğrencilerin genel kültür konularına karşı kayıtsızlığından, bazı aktüel olaylardan habersiz kalışlarından, falan tarihi şahsiyeti tanımadıklarından, filan önemli keşfi duymadıklarından, şu ya da bu kavramın anlamını bilmediklerinden bahsederiz. Öğrencilerin birçoğunda tespit ettiğimiz bu genel bilgi eksikliği, belli bir ders ile telafi edilecek nitelikte değildir. Liseden gelen öğrenci, yalnız resmî müfredatı öğrenmekle zaten bu çeşit noksanlarını gideremez. En iyi öğrenci bile kısa bir zaman sonra derslerde öğrendiği, hatta çok da iyi notlar aldığı bilim dallarının muhtevasından çok şeyi unutur. Kültürün, «Öğrenilenlerin çoğu unutulduktan sonra akılda kalan şeydir» tarzında tanımlanması da bunu destekler. Bizim, öğrencilerde müşahede ettiğimiz eksiklik, kanaatimce öğrencinin müfredat dışı konulara karşı yeter derecede ilgilendirilmemiş, dolayısıyla bunları öğrenmek için bilişsel bir çaba sarfına sevk edilmemiş oluşundandır. O, toplumsal ya da kültürel olayları ne zaman ne de çevre bakımından birbiriyle ilintili olarak değerlendirmeye alıştırılmamıştır. Bundan başka, bütün öğretim yılları boyunca yalnız kendisine sunulanı dikkate almış, bizzat kendisi aramaya teşebbüs etmemiştir. Etmemiştir, çünkü bu hız bir eğitim sisteminden geçirilmemiştir. Bütün öğrenciliği boyunca ona daima «hazır» hakikatler sunulmuştur. Bir çeşit seri mamuller gibi, nasıl imal edildiğini kestiremediği hükümleri olduğu gibi kabullenip nakletme durumunda bırakılmıştır.
Muhakkak olan şudur ki, öğrencileri düşündürmeye, araştırmaya ve hele kendi düşündüklerini cesaretle açıklamaya alıştırmak son derece güç olmaktadır. Belli grup yargılarının dışında ve belli aktüel, sansasyonel meselelerin ötesinde, öğrencilerin kendi statülerinin dışında kalan aydınlarla ve hele hocalarıyla tartışmasını sağlamak bir mesele halini almaktadır. İstisnaların varlığı, bu hükmümüzün genelliğine engel teşkil etmez. On beş yirmi yıllık üniversite hocalığı, bize, öğrenci kitlesini, hemen daima, pasif ve sübjektif bir muhataplar topluluğu olarak göstermiştir!
Birçok dersler, sürekli monologlar halinde geçer, öğrenciler ders konusunu, çok defa imtihana çalışırken öğrenir ve benimserler. Bazen, bu da nasip olmaz. Derslerin, belli eserlerin, hatta resmî müfredatta yer alan kitabın öğrenci tarafından, takrirden önce okunması ve hoca ile tartışma suretiyle öğrenilmesi, öğrenci için yabancı gelen veya benimsenen fikirler üzerinde toplu konuşmalar yapılarak hüküm verilmesi, birçok sebeplerle hâlâ gerçekleşememiş, bulunmaktadır.
Bu sebeplerin başında, sınıfların son derece kalabalık olması geliyorsa da, kanaatimizce, bu yegâne sebep değildir. Çünkü çok daha sınırlı olan ve daha iyi yetişmiş öğrencileri kapsayan seminerlerde de durum pek farklı değildir.
Öğrenci gruplarının son derece aktif oldukları bir sosyal ortamda bu müşahedelerimiz biraz garip görünebilir, ancak, garip görülmeleri hakikat olmalarına mani değildir! Zira biz, burada yalnız öğrencilik statüleri ve rolleri içinde öğrencileri ele almaktayız: dershanede, seminer odasında, imtihan salonunda ve nihayet hocası ile bilişsel konular üzerindeki karşılaşmalarında!
Yoksa bir gençlik grubu olarak herhangi bir davanın savunucusu sıfatıyla değil.
Burada gençliğin değil, öğrenciliğin sorunlarını deşmekteyiz ve bu müşahedelerimizin yalnız bu bakımdan değerlendirilmesi gerekir. Tekrar edelim ki, öğrenci kitlesi, müfredat dışı türlü konularda behemehal daha fazla ilgilenilmeye, elinden tutulmaya, fikri sorulmaya, kısacası yetiştirilmeye muhtaçtır.
Fakülte olarak tespit ettiğimiz bu ihtiyacın ne gibi çarelerle karşılanabileceğini tartışırken, son yıllarda öğrencilerin münazaralara ve açık oturumlara büyük bir tehalükle katıldıklarına dikkat ettik. Bunlar, klasik müfredatın dışında kalan konulara büyük bir alaka uyandıran, öğrencilerin fikrî gelişmelerine yardım eden, ilgi çekici vasıtalardı. Ancak, bunların, belli bir konu üzerinde, etraflı, tutarlı, aydınlatıcı ve özellikle doğru bilgiler vermek bakımından pek yeterli olamadıkları, çok defa, öğrencileri, birbirine taban tabana zıt görüşlerin tam çatışma yerinde kendi tereddütleri ile başbaşa bırakıverdikleri de bir hakikattir.
Esasen bu gibi pek kısa ve tartışmalı konuşmalardan daha fazlasını beklemekte abestir. Bu gibi konuşmalar, öğrencilere, aynı konuya farklı açılardan bakmanın mümkün olduğunu öğretmekle, birçok sorunların birden fazla çözüm yolları olabileceğini anlatmakla, nihayet onda kendi kendine ele almaya cesaret edemediği türlü meselelere karşı gerekli ilgiyi uyandırmakla vazifelerini yapmış olurlar: bunlar, öğrencileri, sormaya, düşünmeye ve bir yargıya varmaya sevkederler.
Ancak, öğrenci, kendi kendine kalınca, yargıya varmanın kolay olmadığını görür, çünkü hükmünü inşa edeceği bilgi muhtevasından çoğuna sahip değildir. Üstelik bunları nereden bulup çıkaracağını da bilmez. Zihninde, birbirini kovalayan türlü soruları, ya unutmaya çalışır, ya da bir başka toplantının ortaya atacağı yeni sorularla değiştirir. Böylece birçok problemleri tanır, ama hiçbirini çözemez hale gelir.
Fakültemiz, öğrencilerin görüş açılarını genişletmek, entelektüel kişiliklerini geliştirmek, türlü sorunlar üzerinde bağımsız düşünebilmelerini sağlamak amacıyla, bir «Kültür Konferansları Serisi» düzenlemeyi kararlaştırdığı zaman, bunu, diğer tartışma şekillerinin yerini almak üzere değil, belki onların daha seviyeli, daha faydalı kılınmalarını sağlamak maksadıyla tertip etmeyi düşünmüştü. Zira, tartışma itiyadını çok geç kazanmış olan millî kültürümüzün bu metodu unutturmaması, çeşitli fikirlerin aynı saygı ile dinlenebilmesi alışkanlığını kuvvetlendirmesi asıldır. Fakültenin tertibini düşündüğü tebliğler ve konferanslar da tartışmalı olabilir. Ancak burada aslolan belli bir bilgi muhtevasının verilmesidir. Hiç şüphesiz ideal olan, belli bir konu üzerinde birkaç tebliğ yapıldıktan sonra açılacak açık oturumlardır. Bunlarda, şimdiye kadar uygulanan ve çok defa, birbirini karşılamaktan ziyade her biri bir başka konuya, ya da aynı konunun bir başka tarafına değinen kısa ve hazırlıksız fikir beyanları olmaktan öteye geçmeyen konuşmaların kusurları bulunmayacaktır. Zira, dinleyici kitlesi birkaç konferans veya tebliğ ile daha önceden konuya aşina kılındığından, açık oturum konuşmacıları ister istemez daha hazırlıklı ve daha seviyeli bir tartışma şeklinde karar kılacaklardır.
Kısacası, bu bir ek bilgi yayımı niteliğinde olacak çalışmaların bir düzene bağlanması maksadıyla kurulmuş olan Fakültemiz «Kültür Konferansları Komisyonu», bunların programını tanzim etmeden önce, şahsi teklifimizi kabul ederek, bizzat öğrencilerin hangi konulara ne nisbette ilgi duyduklarını öğrenmeye karar vermiş ve bizi, durumu tespitle görevlendirmişti.
Bu tebliğler veya konferanslar serisinin bütün konuları, hiç şüphesiz sadece öğrencilerin seçtikleri, yani eksikliğinin bilincine vardıkları fikrî ihtiyaçlarına cevap teşkil edecek mevzulardan ibaret olmayacaktır. Zira çok defa öğrenciler, gerçekte, hangi hususlardaki bilgilerinin eksikliğinden dolayı falan veya filan problemi kavrayamadıklarını fark etmemektedirler. Bazen, şiddetle öğrenmek istedikleri meseleleri kavrayabilmek için, daha önce, onlara hiç de çekici görünmeyen bambaşka konulara nüfuz etmeleri gerektiğini takdir edememektedirler.
Bu itibarla, bu seride, bir taraftan, öğrencilerin bizzat eksikliğini fark ettikleri bilgi boşlukları doldurulmaya çalışılacak, diğer taraftan da kendilerinin pek ilginç bulmadıkları, fakat onlarca önemli sayılan hususları anlayabilmeleri için bilmeleri zaruri olan klasik veya aktüel konulara yer verilecektir.
Onlar bizden neleri öğrenmek istiyorlar?
İşte bu küçük kitap, yalnız bu soruyu cevaplandırmak için tertip edilmiş basit bir ilgi araştırması anketinin sonuçlarını aksettirmektedir.
METOD HAKKINDA AÇIKLAMA bölümünde izah edeceğimiz gibi, bu basit anket, bize, iki ya da üç yılda bir tekrarlandığı takdirde öğrenci gruplarındaki ilgi değişmelerinin seyrini, en fazla ya da en az ilgi çeken konuların özelliklerini, hangilerinin sürekli olarak önemli sayıldığını, hangilerinin gene sürekli olarak önemsiz görüldüğünü, nihayet hangi konulara, tesadüfi ve arızi sebeplerle ilgi duyulduğunu tespit imkânını verecektir.
Geleceğin seçkinler kadrosunu, idarecisini, kanun koyucusunu, bilginini, bir kelime ile inteligensiasını teşkil edecek elemanların bu ilgilenim tarzları, bu bilinçli vaziyet alışları, nihayet bizlere oldukça büyük bir manevi sorumluluk yükleyen bu «soruları» öyle zannediyorum ki, zaman zaman, bilimsel bir şekilde yoklanmaya ve yorumlanmaya değer niteliktedirler.
Yüksek öğretim safhası, Üniversite öğrenciliği statüsü ilk bakışta kavranamayacak kadar derin sebeplere bağlı ve sonuçları geleceğe uzanan türlü sorunlarla yüklü bir durumu temsil eder.
Gençlik hakkında, doğrusunu söylemek gerekirse, en iyi, en isabetli yargılar, gerçekliğe dayanan yargılardır ve biz bunları, teker teker, sabırla, bilimsel titizliğin bütün icaplarına uyarak bulup çıkarmak zorundayız. Kendi gençliğimizi, başka toplumların gençlikleriyle mukayese ederken, kendi toplumumuzu, özellikle kendi yetişkin insanımızı da başka toplumlarla ve onların yetişkinleriyle mukayese etmeye mecburuz. Gençliği takdir veya tenkit ederken duygusal tercihlerimizi veya ithamlarımızı bir tarafa bırakmamız gerekir. Kendi neslimizle onlar arasındaki zincirleme sorumluluğu unutarak, ne kendimizi mazur göstermeye ne de onları itham etmeye hakkımız olmadığını bilmemiz lazımdır.
Gençliğin en önemli problemi olan öğrencilik şartları hakkında da aynı şeyler söylenebilir, bu da aynı tarzda, aynı titizlikle aydınlatılmaya ve düzeltilmeye muhtaç bir durumu temsil etmektedir ve bütün bir Eğitim reformu bu çeşit problemlerin bilimsel teşhisine dayanmak zorundadır. Yoksa, kişisel mütalaalarımıza değil.
Memleketimizde bu konuda araştırmalar yok değildir. Özellikle son zamanlarda oldukça ilginç ve başarılı eserler yayınlanmıştır (1).
Bugün yayınladığımız bu kitapçık ise, bütün değerini, kendilerine herhangi bir telkinde bulunulmadan, hatta evvelden hazırlanmış bir konu listesi dahi sunulmadan, öğrencilerin tamamen «açık soru kağıtları»na, bütün samimiyetleri ile içlerini dökmüş olmalarından almaktadır.
Bu, basit bir başlangıç ve bir ilk denemedir. Bir tek Grafiğin incelenmesi dahi, okuyucuyu, kitabı tetkik zahmetinden kurtarabilir. Eğer, bundan sonraki araştırmalara bir ilk adım teşkil edebilirse, rolünü tamamlamış sayılmalıdır.
(1) - Prof. Dr. Refia ŞEMİN - Gençlerimizin Psiko-Pedagojik Problemleri. (İst. Üniv. Edebiyat Fak. Yayınları No. 1086, İstanbul 1964).
Prof. Dr. Nermin ABADAN - Üniversite Öğrencilerinin Serbest Zaman Faaliyetleri. (Ank. Üni. Siyasal Bilgiler Fak. Yayınları, Ankara 1961).
Dr. Özer OZANKAYA - Üniversite Öğrencilerinin Siyasal Yönelimleri (Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fak. Yayınları No. 209-191, Ankara, 1966).
Sözlerime son vermeden evvel, son derece yorucu bir iş olan fiş tasnifinde değerli yardımlarını esirgemeyen 1964-65 ders yılı Hukuk Sosyolojisi Semineri öğrencilerime, Fakülte Öğrenci Derneği Yönetim Kurulu üyelerine, Başkanına, kıymetli Asistanlarıma, özellikle doktora çalışmalarına rağmen gerek bu işte, gerek Eğitim Fakültesinin kuruluş hizmetlerinde tam bir bağlılıkla gayretlerini katmış olan kıymetli asistanım Coşkun SAN'a, anketin bütün yüzde operasyonlarının yapılmasına delalet eden Devlet İstatistik Enstitüsü Sosyal Araştırmalar Dairesi Müdürü merhum meslektaşım Sayın Ratip YÜCEULUĞ'un aziz hatırasına, özellikle, anket sonuçlarının ilk dökümünden sonra fikirlerini aldığım ve bana yayınlama cesaretini veren Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Sayın Mübeccel KIRAY'a ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Sosyoloji Profesörü Sayın İbrahim YASA'ya, cetvel ve grafiklerin tanziminde kıymetli yardımlarını esirgememiş olan değerli eğitimcimiz Dr. Fatma VARIŞ'a ve faydalı tenkit ve teşviklerinden istifade ettiğim A.Ü. Ziraat Fakültesi Doçentlerinden Sayın Dr. Rezan ŞAHİNKAYA'ya ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Asistanlarından Sayın Dr. Özer OZANKAYA'ya samimi teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.
Prof. Dr. Hamide TOPÇUOĞLU